TÜRK SOL’U SAĞ’DA KALDI

HABER MERKEZİ

Zekeriya EKİNCİ

Türkiye’de sol düşüncenin reel sosyalizmin yıkılmasına paralel olarak neden silinip gittiğine kimsecikler kafa yormadı.

Teori ve pratik uyumsuzluğu, beraberinde yıkımı getirdi. Teori doğru olacak, pratiğe doğru uyarlanacak, teori ve pratiğin içinde yer alan okuduğunu anlayacak, anladığını felsefi kişiliğiyle yoğurup şekillendirecekti. Bir diğeri de henüz kendi düşünce ve eyleminden emin olmadan başkalarının teori ve pratiğini eleştirmeye kalkışmayacaktı.
Bazen şartlar somut olsa bile tahliller somut yapılmayabilir.

Almanya’da barındırılmayan, Fransa ve Belçika’dan sürekli sınır dışı edilen ve İngiltere’nin Londra kentinde ikamet etmek zorunda bırakılan Marks, yanında Engels olmasına rağmen, millî azınlık sorunlarında gerekli teşhisi belirleyemedi. Hatta bu yıllarında milliyetçiliği küçümsedi. Çünkü onların umutları, Türk Solu’nun da bu hatanın etkisinde kaldığı gibi, sınıf mücadelesi üzerine kuruluydu. Fakat olaylar, millî sorunların önemini kabul edilmesini zorunlu kılarken beraberinde şoven yapılanmayı da en öne oturtmuş oldu.

Türk Solu’nun büyük çoğunluğu, düşüncelerinden silemedikleri millî duygu nedeniyle bu zorunluluk olgusunu kabullenemedi. Çünkü sol’un çoğunluğu için önemli olan Karl Marks ve Friedrich Engels’ın bu ilk dönem görüşleriydi. Hatta Marks ve Engels’in gözünde azınlıklara karşı sert duran Avusturyalılarla Macarlar yalnızca liberaldiler; gerçekte ise en azından millî azınlıklara karşı tavırlarında görüldüğü gibi, bunlar gayet kararlı birer milliyetçi ve şoven güçlerdi. 1848 sonrası devrim halkalarında yer alan Slav azınlıkların Avusturyalılar ve Macarlarla birlikte tavır almaları ve ardından bu ülkelerin milliyetçi-şoven baskılarına karşı direnç göstermeleri bundandı.

Azınlıkların millî sorunu Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in 1916’da yazdığı Sosyalist Devrim ve Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı kitabı ile çözüme ulaştı.

Lenin, Marksist felsefede, teoride eksik bırakılanı tamamladı, somut şartların somut tahlilini yaparak teoriyi pratikte uygulamayı başardı. Marksist-Leninist felsefe evrensel bir öz kazandı. Gelin görün ki Milletlerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesi nedeniyle birçok sol görünümlü kitle sağ’a kaydı. Dahası, Lenin, Marksist felsefenin kurucuları arasından sökülüp atılmak istendi.

Sol’u anlamadan sağ’a kayan bu kitle, Marks’ın sürgünler nedeniyle millî meselelerde eksik kalabileceğini düşünemedi. Akabinde, Engels’in “Hiçbir millet, yabancı egemenliğinden kurtulmadan kendisine başka hedefler belirleyemez.” sözü odağında, işçi sınıfı hareketi, ancak özgür halkların uyumlu ilişki zemini üzerinde hedefe ulaşabileceği gerçeğini ortaya çıkardı. Sonuç olarak millî kurtuluş savaşları, sosyalistlerin desteğini hakkeder oldu.

Kaçınılmazdır ki her savaş, kimisi oldukça kuşku uyandırıcı olan birçok karışık güdüyü içinde barındırır. Eski çelişki ve baskılar, farklı milletlerin bireyleri arasında kardeşçe bağlar kurulmasını engelleyen kin ve nefrete dönüşmüş olabilir. Karşıdevrimci hükümetler bu kaygan zemini hemen kullanırlar, asıl sorunun unutulup başka yöne çekilmesi adına yabancı karşıtı duyguları ayakta tutmak için harekete geçerler. Geçmişte ve günümüzde Türk Solu’nun Kürt realitesine karşı sergilediği olumsuzluklar, kendi hükümetlerinin karşıdevrimci politikalarının etkisinden kaynaklandığı unutulmamalıdır.

Lenin, egemen ülkelerdeki sosyalistlerin ezilen milletlerin çalışma göreviyle diğer ülkelerdeki sosyalistlerin içe dönük milliyetçiliğe karşı çıkma görevi arasında kolay olmayan hassas bir denge olduğunu biliyordu. Lenin’in kendi talimatıyla ve onun bakış açısına sadık kalınarak, 1913’te, Stalin’e yazdırdığı Marksizm ve Millî Sorun broşürü ile bu hassas çizgilerin altı çiziliyordu. 1916’da, yani büyük savaş sırasında ise, bütün sosyalistler milletlerin kendi kaderini tayin hakkı ilkesini kabullenmişken, sosyalizmin hedefinin bütün milletleri birleştirmek olduğunu fakat bunun her millete kendi yolunu seçme fırsatı tanınmadan gerçekleşemeyeceğini âdeta haykırarak ifade ediyordu.

Emperyalizme karşı mücadelede sosyalizmle milliyetçiliğin kaynaşması ya da ilişkisi her zaman başarılı olduğu gerçeği görmezden gelinmemelidir. Zaten Üçüncü Enternasyonal, rakibi İkinci Enternasyonal’den farklı olarak gücünü tamamen sömürgelerdeki bağımsızlık hareketlerinden almamış mıydı? Bağımsızlık sonrası yönetimin hangi yöne gideceğine, varsın kendi insanı karar versindi.

Bir zamanlar SSCB ile Çin millî patilerinin kendi yollarına gitme eğiliminden kaynaklanan çekişmelerden ders almalı, devlet destekli Türk Solu içinde yer alan sözde sosyalist grup ve partiler deşifre edilerek bir kenara itilmeleri sağlanmalı, sosyalist düşüncenin tahlili ülke şartlarına yeniden indirgenmesinin önü açılmalı, başta Kürt realitesi olmak üzere tüm azınlıkların hakları yeniden değerlendirilerek milliyetlerle ilgili sorunlar ivedilikle çözüme kavuşturulmalıdır.

Bırakın eğri büğrü düşünceler sağ’da kalsın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close