‘İnsanın kendi anadilini konuştuğu için linç edildiği bir ülkede…’

HABER MERKEZİ

56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin başlamasına sayılı günler kaldı.
Ulusal ve Uluslararası Uzun Metraj Yarışması filmleri belirlendi ve filmlerin nerede ve ne zaman gösterime girecekleri program kitapçığında belirlenerek dağıtımı yapıldı.


Ulusal uzun metrajda filmlerin belgesel ağırlıklı, uluslararası uzun metrajda filmlerin savaş ve savaştan kaçanlar üzerinde belgesel kurgulu olması şaşırtıcı olmamalı. Ortadoğu’nun kan revan içinde olduğu, geçmişte ve günümüzde tüm dünyada savaşların ülkeler insanını nasıl perişan ettiği, ülkelerini terk etmek zorunda kalanların sosyo-psikolojik dramlarının sinemada işleneceği kaçınılmazdı. Sistematik sömürü ve bu sömürünün baskısı sonucu sosyal ve psikolojik durumları bozulan bu insanların yaşamları ile savaş gerçekliğinin belgeselliği üzerinde kuruludur festival filmlerinin çoğunluğu.

‘İnsanın kendi anadilini konuştuğu için linç edildiği bir ülkede…’


Festivalin uluslararası olması ve birçok ülkeden sinema filmlerinin katılmış bulunması dil zenginliği ve dillerin kardeşliği yönünden önemli bir olgudur. Ne var ki bu olgunun olgunluğuna erişememiş dil düşmanlarının provokasyonlarına dikkat etmek gerekir. Çünkü daha evvelki festivallerde bu hastalıklı birimler hiç de hoş olmayan söz ve davranışlarda bulunmuşlardı. Kendi dillerine saygısı olmayan bu insanların başka dillere saygı göstermeleri beklenemezdi tabii ki. Bu nedenle, festival kapsamına bu hastalıklı kişilerin dahil edilmemesi ya da en ufak ırkçı söz ve davranışlarında alandan uzaklaştırılmalarının yararlı olacağını kanısındayım. Umarım böyle bir tedbir organizatörler tarafından düşünülmüştür.


Dillerin kardeşliği sağlanmadan insanların kardeşliği sağlanamaz.
Tanrı Göçmen Çocukları Sever mi Anne? filmi Ermenice, Türkçe ve İngilizce altyazılı; Yağmur Olup Şehre Düşüyorum, Duyuyor musun Anne? filmleri ise Kürtçe, Türkçe ve İngilizce altyazılı.


İnsanın kendi anadilini konuştuğu için linç edildiği bir ülkede, umarım sinema sanatı birlik ve beraberlikte üstüne düşen görevi yerine getirecektir. El ele verip sinemaya giderek, sinema salonlarında başarıyı alkışlayarak, galalarda sinema dilini kullanarak kötü niyetlilerin emeline kavuşmaları engellenmelidir. Unutmamak gerekir ki sinema hayatın kendisidir.


Yedinci Sanat sinema, bilgilendirme ve uyarmada etkili olduğu için baskılı sistemlerin korkulu rüyası olmuştur tarih boyunca. Film çekimlerinin başladığı günden bugüne sinema oyuncu ve yapımcıların tutuklanması, filmlerin yasaklanması bundandır. Bu tür sistemler ya sinemayı kendine yandaş eder ya da o filme gitmeyi engeller ve ya da filmi yasaklar.
Film festivallerinde sinema filmleri kültürel birikimin paylaşımını sağlar, insanları kaynaştırır, insanın modern yaşama geçmesine katkı sunar, ülkeler arası uzaklığı kısaltıp bir salonda birlikte yaşamayı ve paylaşmayı öğretir.


Sinema hayatın eğitim ve öğretimi için bir okuldur. O halde sinemaya gitmeli ve gitmeyenlere de usulünce film izleme davranışı kazandırılmalıdır. Ülke, sinemaya gitmeyen ve film izlemesini beceremeyenlerin çığırtkanlığı yüzünden sağır oldu ve sağır kaldı.
Haydi o halde, hep beraber sinemaya!…

Zekeriya EKİNCİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close