‘Hitlerin Gönüllü İnfazcıları’

HABER MERKEZİ


Bir ülkedeki çoğunluk, sonradan o ülkeye gelip yerleşen azınlığı kendi talihsizliği olarak değerlendirebilir. Ya da tam tersi: Bir ülkeye sonradan gelip çoğunluğu sağladıktan sonra asıl ülke sahibi azınlık(lar)ı kendine talihsizlik olarak değerlendirebilir. Tarih, adı geçen bu talihsizliklerin resmettiği tablolarla doludur.

Gerek azınlıktan çoğunluğa gerekse çoğunluktan azınlığa gidiş gelişler veya birlikte yaşayışlar, iletişimde kaynaşmayı sağlar. Bu kaynaşma, zorlama harici, karşı dili öğrenmeye götürür. Karşı dile saygı, karşı insana saygı demektir. Saygınlık, bütünlük misali tek örgüye dönüşmedir yaşam adına.


Madalyonun ön ve arka yüz görünümü böyle.


Almanya’ya sık sık gidiş gelişlerimden olacak ki Almanca öğrenmeye karar verdim. Başladım bile. Almanca dilinin zenginliğini öğrenmek bir yana, zor öğreniliyor olmasına ayırdım tüm zamanımı. Harcadığım zamanın boşa gitmeyeceğini umuyorum. Alman dilini öğrenirken daha önceden İngilizce eğitimi almışsanız, vay halinize! Sözcük benzerliği kolay gibi görünse de kimi sözcüklerin ters anlamlı olması dilin sürçmesine neden olabiliyor.


Tekrar ilk paragrafa dönelim.


Alman felsefecilerin kitaplarını Almanca okumak istemişimdir her seferinde. Romanları, denemeleri, şiirleri, öyküleri, kültür ve tarih kitaplarını yazıldığı dille okumanın hazzını bilirim. Marx, Kant, Hegel, Schopenhauer, Nietzsche, Kafka, Zweig, Geothe, Böll, Hesse, Rilke, Mann, Brecht gibi ülkemizde çok tanınan ile diğer ünlü felsefe ve edebiyatçıları kendi dilleri olan Almancayla okumak, haylice güzel olsa gerektir. Hele bir de dilin dizimdeki o büyüleyici telaffuzunu algılamayı başardıktan sonra, değmeyin keyfime. 


Almanların yakın tarihi, hep merakta bırakmıştır beni.


Berlin Köpenick’te İkinci Dünya Savaşı dönemi ve sonrası ile ilgili kitaplar üzerinde konuşurken bir arkadaşım ertesi gün bir kitap hediye etti bana: Hitlers villige Vollstrecker. Ama kitap, Almancaya çevirisi yapılan Amerikalı yazar Daniel Jonah Goldgahen’a ait. Almanca bilmediğim sözüme “öğrenince okursun” karşılığı, âdeta yaraladı beni. Berlin, 1996 basımlı kitabın Türkçe çevirisi henüz yapılmamış ama ülkesinde tarihsel gerçekliğe ışık tutması bağlamında TV dizilerine bile konu edilmiştir. Kitabın İngilizce çevirisi, Hitlerin İcra Edenleri adıyla yapılmış. Çeviriye daha uyumlu olacağını düşündüğüm için bu ismi Hitlerin Gönüllü İnfazcıları olarak uyarladım, kendimce.


Hitler döneminin “Yahudiler bizim talihsizliğimizdir!” sloganının belge olarak kitabın hemen üstünde yer alması, içeriğin sinyalini az buçuk vermektedir zaten.
Her diktatörün mutlaka infazcıları vardır.


Kanattığım satır aralarına bakacak olursak Hitlerin Yahudi katliamında infazcıların psikolojisine, hayata bakış açılarına, nasıl bir ruh haliyle motive edildiklerine, ırkçı Nazi sisteminin iç dünyasına belki de ilk kez değini yapan bir kitap olarak karşımıza çıkmaktadır.


Diktatörlerin ölümcül sonu infazcılarını da beraberinde götürdü tarih boyunca. Belki zorunda bırakıldığı için inkâra başvuran çıkmış veya çıkacaktır zulmedenler arasından. Dahası toplu suçluluk fikrini kategorik olarak kabul etmeyen de çıkacaktır. Gerçektir ki kendinden olmayana karşı algı ve değer yapısı kültürden geliyorsa eğer, zalimin zulmüne karşı koymak hayli zor olacak ama o zora karşı başarı elde etmek de imkânsız olmayacaktır.

Şair-yazar: Zekeriya EKİNCİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close