Ezidi kadın: 15 gün Kürt IŞİD’linin evinde kaldım

HABER MERKEZİ

Şengal’de 2014 yılında IŞİD saldırılarında örgütün alı koyduğu Hediye’nin hikayesinin ilk bölümünü 28 Temmuz 2019’da “Ezidi kadın: Muhtar komşumuz bizi IŞİD’e teslim etti” ve “Ezidi kadın: Ot yiyen hayvanları kıskanıyorduk” başlıklarıyla paylaşmıştık.

Ezidi kadın Hediye’nin acılı hikayesi ve oğlu ile yıllar sonra IŞİD elbiseleri içinde karşılaşma trajedisini bu yazıda anlatacağız.

Hediye’ye yardımcı olma iddiasıyla evin bahçesine çeken aile, IŞİD mensuplarına şikayet ediyor. IŞİD’liler Hediye’yi alarak Ebu Mechel’e teslim ediyor ve Ebu Mechel’in gazabı başlıyor.

Hediye’nin kaçışı sonu olmayan bir tünele giriş gibiydi. IŞİD’liler Hediye’yi rahat bir şekilde yakalamışlardı. Yakalanmadan da daha kötüsü “sahibine” geri götürülmesi oldu. Ebe Mechel, kemer ile ısınmış vücuduna o kadar sert vuruyordu ki, Hediye dayak ve çektiği acıya alışmıştı. Hediye yinede kızı zarar görmediği ve kablolarla dövülmeyip tozlu halıya koyduğu için mutluydu.

Ebu Mechel: Kaçman için kim plan yaptı ve yardımcı oldu?

Hediye: Kendim senin zulmünden kaçtım.

Ebu Mechel: Töbe  etmen lazım.

Hediye: Fırsat doğarsa bir kez daha kaçarım. Bin kez daha. Özgür olmak istiyorum. Bedeli canım da olsa özgürlük istiyorum.

Ebu Mechel: Hey fahişe, benden mi kaçacaksın?

Hediye: Sadece senden değil. Yarın ve bir sonraki gün beni satacaklarından da kaçacağım. Hepiniz aynısınız. Ben ve benim gibi binlerce insanın hayatını mahfettiniz. Kurtulmam için neden öldürmüyorsun?

20 gün daha Ebu Mechel’in evinde acı içinde yaşayan Hediye, bir kez daha kaçmak için fırsat kolluyordu. Ebu Mechel ve eşi üst katta Hediye ve Meryem de alt katta yaşıyorlardı.

Hediye: Meryem hadi kaçalım.

Meryem: Otur oturduğun yerde daha vücudundaki kablo izleri duruyor.

Ancak Hediye kaçmakta ısrarlıydı ve kaçtılar.

Hediye Ebu Mechel’in evinden ikinci kaçış denemesini,  “Elbise ve çocukların ihtiyaçlarını alarak Ebu Mechel’in evinden çıktık. Bir evin kapısını çaldık ve başımızdan geçenleri anlattık. Ancak ev sahibi bizi kabul edemeyeceklerini söyledi. ‘Haseke garajına gidin’ dedi. Yol parası ve biraz yemek de verdiler” sözleriyle anlatıyor.

Yağmur hafif hafif yağıyordu. Ebu Mechel ve ailesi halen uyanmamıştı. Çünkü iki Ezidi kadının peşine düşen kimse yoktu sokaklarda.  Hediye ile Meryem, Haseke garajına gidiyorlar ancak araba bulamıyorlar. Garajdaki  şoförlerden biri,”Yarın sabah güneş doğmadan gelmeniz lazım. Bugün gidecek hiçbir araba yok” diyor. Hediye garaja göz gezdirdiğinde, daha önce onları Rakka’ya getiren otomobilin halen orada olduğunu görüyor.

Ezidi kadınların, “Bizi götürmen lazım” sözüne taksici, başıyla tamam diyor.

“Ben ve uçaklar”

Hediye, bir kaç kez Meryem’e “Taksi şoförüne bizi nereye götürmesini söyleyelim?” sorusunu sordu. Meryem ne cevap vereceğini şaşırıyor. Hediye, “Meryem, Arapça biliyordu. Şöfore, ‘Hasekeliyiz ve bugün gidecek otomobil yok’ diyerek o gün evinde kalmamız için ikna etti” dedi.

Şoför razı olmasıyla o geceyi korkusuz bir şekilde taksi şoförünün evinde geçiriyorlar. Şoför onları sabah erken garaja götürdü. Ancak şoför onlardan daha zeki çıkarak Ezidi kadınların onu yanılttıklarının farkına varıyor.

Hediye, “IŞİD mensuplarına onun haber verip vermediğini bilmiyorum. Garaja gittiğimizde IŞİD’liler sivil kıyafetler içerisinden bekliyorlardı ve bizi aldılar” diye tekrar yakalanmalarını anlatıyor.          

Garajda onları otomobile bindirerek Ebu Mechel’in evine götürüyorlar. Hediye, Ebu Mechel’in elinde kablo ile onları karşılamasını bekliyordu. Ancak bu kez öncekilerin aksine hiçbir şey söylemiyor. Sadece soğuk bir şekilde onları satacaklarını söylüyor. Ebu Mechel, öğleden sonra Meryem’i, diğer gün de Hediye’yi Mısırlı Ebu Hamza adında bir IŞİD’liye satıyor.

Ebu Hamza’nın Rakka’daki iki katlı evinde Zerrin adlı Ezidi bir kız varmış. 24 gün sonra Hediye ve Zerrin’i başka bir yere aktarıyor. Ebu Hamza, 4 gün sonra Zerrin’i satıyor ve Hediye’yi de umursamıyor. Hediye, “Sık sık sütüm kesiliyordu. Ebu Hamza dört günde bir bize uğruyordu” diyor. 

Ebu Hamza, Hediye ile kalmak istemiyordu. Her ne kadar Hediye kendisi için verilen parayı etmiyorduysa da belki onu satarak para kazanmak istiyordu. Daha sonra Ebu Ala adında Mısırlı bir IŞİD’li Hediye’yi satın alarak bir eve kapatıyor. 

Ebu Ala, ekmeğini uçaklardan atılan evlere isabet eden füzelerden kazanıyormuş. Ebu Ala Hediye’yi peşine takarak füzelerin isabet ettiği ev ve karargahları temizlettiriyordu. Ebu Ala, bu şekilde para kazanıyordu.  Hediye, “Halen o zayıf, cılız ve küçük bir çocuk gibi olan vücudumla nasıl bombalamaların izlerini sildiğime inanamıyorum” diye kendilerine karşı yapılan zulümleri anlatıyor.  

Ebu Ala, “Beni tamamıyla öldürdün.Bak ayakta duracak gücüm kalmadı. Bu şekilde beni öldürmek mi istiyorsun” diyen Hediye’nin daha fazla sözlerini uzatmasını istemiyor ve “Yarın bir köye giderek bir evi temizleyeceğiz. Evdeki tahribat daha az” diyor.

Köyde temizlettirdiği evin yanı sıra iki ev daha temizlettiriyor. Cariyesinin artık halsiz düştüğünü gören Ebu Ala, “Sadece bir ev kaldı. Onu da temizle ki içinde yaşayalım” diyor. Hediye, “İşimiz bittiğinde kapıyı üzerime kapattı ve gitti” ifadelerini kullandı.

Fırat’ın kenarında 

Hediye ve kızı suyunun bile içilmediği evde cehennem hayatı yaşamış.  Sütü kızına yetmyen Hediye, biraz şerbet bularak kızına içirmeye başlamış.

Hediye, “12 gün sonra sütüm kesildi. Sonraki gün bitişiğimizdeki IŞİD karargahı bombalandı ve aniden yıkıldı. Evimizin kapı ve pencereleri de kırıldı. Kızım ve kendimin kimsesizliğine çok ağladım” diye geçirdiği zorlu günleri anlatıyor.

IŞİD’li birisi gelerek Ebu Ala’nın kendisini gönderdiğini ve kızı için şerbet getirdiğini söylüyor.

Sonraki gün Ebu Ala, adını değiştirmiş bir şekilde Abdusselam olarak ortaya çıkıyor. Abdusselam onları Rakka’ya götürüyor. Abdusselam, Hediye’ye Irak’a gideceği için onu satmayı düşündüğünü söylüyor. Hediye, Abdusselam’dan kendisini satmamasını ve beraberinde Irak’a götürmesi için rica ediyor. Hediye bu şekilde Irak’a gidip ailesine ulaşarak sağ olduğunu bildirmek üzere bir fırsat bulacağını düşünüyor.

Hediye, Abdusselam’la birlikte Musul’a giderek Dicle Nehri kenarında bir misafirhaneye yerleşiyor. Misafirhane IŞİD’liler ve sivil insanlarla doluymuş. Misafirhanedeki beşinci günde Abdusselam yanında esmer, sinsi ve Arap egalı takmış bir adamla gelmiş. Beşir adındaki Suudi adam, Hediye’ye, “Çarşafını kaldır ki yüzünü gözünü daha iyi göreyim” diyor. Hediye kızgın bir şekilde, “Yüzümle ne işin var” diye cevap veriyor. Suudi adam Beşir Cizrawi gülerek, birlikte evine gitmelerini istiyor.

Eve gittiklerinde Beşir’in eşi sofrayı silkeliyormuş. Abdusselam, Beşir’e, “Parayı şimdi verecek misin?” diye sorması üzerine Beşir’in eşi durumun farkına vararak kızgın bir şekilde bağırmaya başlıyor.

“Kürt IŞİD’li beni almak istemedi”

Eşinin kızgınlıkla dışarı çıkmasının ardından Beşir, sakinliğini bırakarak eline bir sopa alıyor ve sopası kırılana kadar Hediye’yi dövmeye başlıyor.

Hediye, “Beni satın alması için birisini getirdi ama adam istemedi. İkinci gelen müşteri Soranice konuşan bir Kürt’tü. Benimle biraz konuştu ama beni almadı. Daha sonra Ala adında Iraklı birisi geldi. Beni alarak üç Ezidi kızın olduğu bir karargaha götürdü. Lubna, Nazo, ve Siwana adlı Ezidi kızlar hikayelerini bana anlattılar. Ala benim yanıma gelerek elbiselerimi çıkardığı zaman vücudumun siyah ve morluklar içinde olduğunu gördü. Bana ‘seni istemiyorum’ dedi” diye Iraklı adam kendisini alma hikayesini anlattı.

Ala, Hediye’ye , kimsenin onu istemediğini ve onu Suriye’den getiren adama vereceğini söylüyor.

Hediye bunu yapmaması için adamdan sakince ricada bulunuyor: “Beni verme senin yanında kalayım. Her işini yaparım, sadece benimle yatma” diye ricada bulunuyor ancak evde ricaları duyan olmuyor.

Adam Hediye’yi Abdusselam’a geri götürüyor. Abdusselam Hediye’yi bir yere götürüyor. Abdusselam’ın Hediye’yi götürdüğü bina üçüncü günde aniden bombalanıyor ve bölge toz ve duman içinde kalıyor.

Hediye’nin görebildiği tek ışık Abdusselam’ın telefonunun ekranıymış. Hediye, “Öldüğünü zannediyordum. Ama yaklaştığımda hareket ettiğini gördüm. Bir şekilde telefonun ışığını takip ederek dışarıya çıktık. Dışarda bir kaç ceset gördüm” diye kaldıkları yere düzenlenen bombalı saldırıyı anlatıyor.

Onları, otomobil ile bir hastananin yakınına bırakıyorlar. Hastanedeki tedavinin ardından Abdusselam, Hediye ve kızını yıkılmış bir eve götürüyor. Evi temizleyerek iki gün içinde kalıyorlar.

Abdusselam umutsuz bir şekilde “Suriye’ye geri dönelim” teklifinde bulunuyor. Hediye Irak’ta kaldığı süre içerisinde ailesini arayabileceği bir fırsat bulamamıştı. Rakka’ya dönerek hastanenin bitişiğinde bir eve yerleşiyorlar.

Hediye, “Sonraki gün hastane bombalandı ve kaldığımız evde yıkıldı. Duvarların dibinden başka bir mahalleye ulaştık. Bombalama korkusundan sapsarı kesilmiş insanların olduğu bir arkadaşın evine gittik” dedi.

“Oğlum beni tanımadı”

Ordakilerden birisi Kesra köyüne gitmelerini öneriyor. İki adamın kaldığı bir eve gidiyorlar. Abdusselam adamlardan birisine Hediye’yi satmayı teklif ediyor. Hediye, Abdusselam’a yalvararak, “Beni öldür ama satma” diyor.

Evde, insanın izlemeye dayanamadığı şok edici bir olay yaşanıyor. Bahçe kapısının önünde IŞİD’in siyah elbiselerinin içinde bir çocuk duruyor.Hediye çocuğa bakıyor, çocuk da gözlerini Hediye’ye dikiyor. Hediye’nin içinden bir inleme kopuyor. 

Hediye, “Bu benim oğlumdur. Bu benim sevgilim ve gönlümden uzaklaştırılmış oğlumdur” diyerek çocuğunu kucaklıyor. Hediye her zamanki anneydi ancak oğlu annesini tanıyamamıştı.Ggözünü yola dikmiş gibi bakıyordu, ne annesinin kokusunu alıyordu ne de ana dili Kürtçe’yi hatırlıyordu.

Hediye, “Gözyaşlarım aktı. Elimi öptü ve ağlamamamı istedi. Bir kız kardeşi olduğunu öğrendiği için çok mutlu oldu. Ancak yanımda fazla kalmasına izin vermediler ve götürdüler” diye oğluyla karşılaşmalarını anlattı.

Oğlunu görmesi göz pınarlarını diriltti, kabuk tutmuş yaralarını tazelendirdi. Abdusselam, Hediye’ye, “Fazla üzülmemen için seni Ezidi bir kadının yanına götüreceğim” diyor. 10 gün boyunca Ezidi kadının evinde kaldıktan sonra, Şengalli iki cariyenin olduğu başka bir eve götürüyor.

O dönemde iki kez daha oğlunu görüyor. Ancak yalnız kalmalarına izin vermiyorlarmış.

Abdusselam, daha sonra Hediye’yi Tunuslu bir IŞİD’liye satıyor. Medan’a götürerek iki ay birlikte yaşadıktan sonra bir gün Hediye’ye, “Ailene döndürmemi istiyor musun?” diye soruyor. Oğlunu bir kez daha görme umudunu düşünen Hediye “hayır” yanıtını veriyor. Abdusselam, daha sonra Hediye’yi Ebubekir adında IŞİD’li birinin evine götürüyor. Ebubekir, Süleymaniyeli ve Sorani lehçesiyle konuşuyormuş. Hediye, 15 gün boyunca Ebubekir’in evinde kalıyor. Daha sonra başka birisi gelerek Hediye’yi satın alıyor. 

Hediye’yi cariye olarak satın alan yeni şahıs, evden çıkar çıkmaz Hediye ile konuşmaya başlıyor.

“Lubna’yı tanıyor musun?”

Hediye: Evet tanıyorum

“Gitti. Şimdi Duhok’ta.”

Hediye: Nasıl kurtuldu?

“Seni de kurtaracağım ama bir şartla: Ne söylersem dinle ve yap.”

Hediye: Ama benim çok çabuk kurtulmam lazım.

Birlikte Halep’in Bab bölgesine gittiler. Sonraki gün iki kişi geliyor. Hediye’ye o iki kişi ile gitmesini istiyor. Adamlar Hediye’yi bir eve götürüyorlar ve orada dört gün bırakmışlar. Daha sonra Menbic’te bir eve götürüyorlar. Ama Hediye’yi gidecekleri evde ağzından tek kelime çıkmaması konusunda uyarıyorlar. Gece uçaklar bölgeyi çok sert bir şekilde bombalamış. Hediye’yi çok hızlı bir şekilde bir karargaha oradan da bir evin önüne götürüyorlar. Hediye’ye, “sen kendin git kapıyı çal. Kapı açılır açılmaz içeri geç. Onlar seni bekliyorlar” diyorlar. O eve girdikten sonraki gün ev sahibi Hediye’yi bir otomobille Haseke’ye ulaştırıyor. 

Hediye, Haseke’de YPG karargahında elbiselerini değiştiriyor ve oradan Şengal’in Hanesor nahiyesine dönüyor. (Kaynak: Rûdaw)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close