Nûçevan

Okuyucusunun haber sitesi

Ezidi anne: Oğlum beni IŞİD’linin Facebook’undan buldu

HABER MERKEZİ

Ezidi kadın Leyla, IŞİD tarafından kaçırıldıktan sonra Rakka’da karanlık ve kokuşmuş bir odada 5 gün boyunca tutuluyor.


Karanlık ve kokuşmuş bir bodrumda 5 gün kaldıktan sonra, dışarı çıkarılarak güneş aydınlığını gördüler. Daha sonra Rakka’da uzun yıllar kimsenin uğramadığı kapı ve pencereleri çürümüş iki katlı bir okula götürülüyorlar.

Leyla’nın ilk sahibi ve müşterisi burada ortaya çıkyor. Ebu Azzam odaya giriyor ve kadınları ayrıntılı bir şekilde kontrol ettikten sonra isim, yaş, cilt rengi, boy ve göz renkleri bilgilerini kayıt altına alıyor.

Ebu Azzam daha sonra kadınlardan ne istediğini, “Temiz bir şekilde yıkanarak süsleneceksiniz. Yeni elbiseler giyerek makyaj yapacaksınız. Fotoğraf çekme esnasında gülümseyeceksiniz. Talimatlara uymayanları ölene kadar açlıkla cezalandıracağım” sözleriyle açıklıyor.

Ebu Azzam, IŞİD’in elindeki kadın ve kızların fotoğraf ve özelliklerini iletişim ağları aracılığıyla dağıtarak müşteri bulmaya çalışan bir tüccarmış.

Kadınlar, Ebu Azzam’ın dediği şekilde süslenmek zorundaydı. 

Leyla, “Bizden dediklerini yapmamızı ve direnmemizi istedi. Çünkü öldüreceklerini söylediler” diye anlattı IŞİD’lilerin tavırlarını.

Bütün Rakka izledi

Leyla’nın bütün güzellikleri alınmış ancak müşterilerin Ebu Azzam’a daha fazla para vermesi için sadece fotoğraf çekilirken gülümsemesi kalıyor.

Leyla, “Bizi bir meydanda topladılar. IŞİD’liler gruplar halinde bizi izlemeye geldiler. Siyah, beyaz ve kırmızı tenli idiler. Çinliler gibi kısan boylu olanlar vardı. Her birisi farklı bir ülkeden gelmişti. Bizi de bir hayvan gibi önlerine dizmişlerdi. O gün Rakka’daki bütün IŞİD’lilerin hepsi gelerek bizi izledi” diye anlatıyor nasıl mal gibi pazarlandıklarını.

Meydana götürmeden önce Leyla ve diğer kadınların fotoğraflarını çekiyorlar. Fotoğraflarda yalandan gülümsemişlerdi. Daha sonra sosyal medyada fotoğraflar üzerinde oynuyorlarmış. İlk gün Leyla’nın müşterisi çıkmıyor. Ama fotoğrafların yayınlanmasıyla her gün müşteriler gelerek istedikleri kadın ve kızları almaya başlamış. 

Leyla, “Ebu Azzam ile müşteriler arasında bazı zamanlar sorunlar çıkıyordu ve bahane üreterek az para veriyorlardı. Diğer gün akşam Ebu Enes ve Ebu Hasan adında iki IŞİD’li geldi. Beni sordular. Ebu Azzam beni işaret etti. Daha sonra 6 kadını daha istedi” diyor.

Leyla ve diğer kadınları otomobile bindirerek özel bir yere götürüyorlar. Leyla daha sonra o iki IŞİD’linin de Ebu Azzam gibi IŞİD’in kadın tüccarlığını yaptığını anlıyor. Otomobillerden birisi Tabka yoluna giriyor. İki saat sonra bir karargaha ulaşıyorlar.  Diğer gün güneşin doğmasıyla Ebu Hasan, 3 kadın ve çocuklarını kendisi için götürüyor. Diğer kadın ve çocuklar da IŞİD’in Libya’lı mensubu Ebu Enes’e bırakılıyor. Ebu Enes kadınlardan birisini arkadaşına veriyor ve kendisine de üç kadın kalıyor.

Eşi Ezidi kadınları satıyor

Ebu Enes’in evinde Ramazan ayında oruç tutmak zorunlu kılınıyor. Leyla gözlerden uzak ve gizli bir şekilde su içiyordu ama açlığını dindiremiyordu.  Akşamları da onlarla yemek yemek zorundaydı. 

Leyla, “Bazı günler kalıp işleri yaptırıyorlardı. Hamur gibi karışımları kalıpların içine koyuyorduk. Yaptığım işten çok şüpheleniyordum. Çünkü yaptığım işin bomba ve patlayıcı madde olarak insanların öldürülmesinde kullanıldığından emindim” diyor.

Birgün bu işten korktuğumu ve yapmak istemediğini söylediğin belirten Leyla, “Ancak yapmak zorunda olduğumu söylediler” dedi.

Ebu Hasan adında 35 yaşındaki başka bir Emir, Leyla, Huda ve Pakize’yi Ebu Enes’ten satın alıyor. 

Leyla, Ebu Hasan’ın serseri ve başıboş birisi olduğunu anlatıyor.

Leyla, “Evinde 8 gün kaldık. Bizimle ilişkiye giriyordu ve bizi daha iyi bir paraya satmaya çalışıyordu. Bizden çabuk sıkıldığı anlaşılıyordu. Bizi Ebu Enes adından başka bir Libya’lıya sattı. Evine gittiğimizde karısı bizi görünce gözleri döndü” ifadelerini kullandı.

Ebu Enes’in eşi, Ezidi kadınlara sert çıkarak, “Utanmıyor musunuz? Eşimi benden almaya gelmişsiniz” diye çıkışınca, kadınlardan birisi, “O zaman bizi serbest bırakın ki evimiz ve çocuklarımızın arasına dönelim” diye yanıt veriyor.

Ebu Enes de araya girerek, “Ben savaşa göre adım atıyorum. Dört kadından fazla getiremem” diyor.

Leyla, Ebu Enes’in evindeki fitnenin farkına varıyor. Ebu Enes’in eşi Leyla ve diğer iki kadını bezdirmek ve sindirmek için elinden gelen herşeyi yapmış. Ebu Enes her ne kadar eşine, “Onlar senin gibi evin hanımı olmayacaklar ve sadece senin elin altında çalışacaklar” dese de, kadının yüreğindeki ateşi söndüremiyormuş.

Ebu Enes’in savaşa çağrılmasıyla eşine Ezidi kadınları evden kovması için fırsat doğuyor. Ebu Enes’in eşi Ebu Hasan’a giderek Leyla ve arkadaşlarını başka birisine satmasının daha iyi olacağını söylüyor. 

Leyla, “Ebu Hasan bizi kapısı olmayan bir eve götürdü.Orada dört gün kaldık. Daha sonra Ebu Enes’in eşi geldi. Güzel bir dille bizden yıkanmamızı istedi ve daha sonra fotoğraflarımızı çekti. Ebu Hasan dört gün boyunca bizi satın almaları için bir çok kişi getirdi. Ancak zayıf olduğumuz için kimse bizi almak istemiyordu. Müşterilerden birisinin ‘bunlar vereme yakalanmış, sen hala onları övmeye devam ediyorsun’ dediğini hatırlıyorum” diye anlatıyor.

Ebu Enes’in eşinin çektiği fotoğraflar işe yarıyor ve aynı akşam Suud Arabistan’lı iki IŞİD’li gelip onları satın alıyor. Ebu Enes’in inatçı eşi parasını alıyor ve Leyla ile arkadaşları Halep’te büyük bir karargaha götürülüyor. Suud’lu 36 yaşındaki saç ve sakalı uzun IŞİD’li onlardan, temizlenerek namaz kılmalarını ve çocuklarına Kuran öğretmelerini istiyor.

Leyla, aradığı aydınlığı gökyüzünde de bulamıyor. El konulmuş çocuklarını nasıl görecekti? Sadi adındaki IŞİD’li Leyla’ya yeni elbiseler giymesini ve makyaz yapmasını istiyor. Sonra başka bir odaya girmesini istiyorlar. Leyla, IŞİD’in Halep Valisi’nin yanına götürülüyor. Yarına kadar yanında kalacağı söyleniyor.

Leyla, “Orada iki çocuklu Ezidi bir kadın gördüm. Ancak konuşmama izin vermediler” dedi.

Kurtarıcı Ebu Şucai’nin sesi duyuluyor

Leyla, Halep’te dar bir odada prangaya vurulmuş halde küçük bir delikten gökyüzünü görebiliyormuş.

Leyla, “Sadi’ye artık bu acıya dayanamıyorum. Kime satarsan sat umurumda değil dedim” diye yaşadığı acıyı anlatıyor. 

Leyla, “Sadi telefonunu çıkardı ve bir kaç dakika sonra odaya gelerek ‘bir saat sonra seni almaya gelecekler’ dedi” diye ekliyor.

Leyla ve çocuklarının olağan olmayan durumları, gelecek kişinin melek olacağı beklentisini doğurmuştu.

Kir pas, bitkin ve 65 yaşlarında bir adam geliyor Leyla’yı almaya. Yaşlılığı yüzünden belli oluyormuş.

Leyla, “Adın Leyla mı? diye sordu. Ben de ‘evet’ dedim” diye anlatıyor ilk karşılaşmayı.

Halep’in çıkışındaki yol güzergahında yer alan bir köye varıyorlar. 

Leyla, “Benim hakkımda çok soru soruyordu ama cevap vermeye korkuyordum. Ancak şaşılacak bir soru sordu. ‘ailen zengin, numarasını bildiğin kimse var mı?” diye devam etti.

Leyla, adamın telefonunu çıkararak “ailenden kimi istiyorsan arayabilirsin” demesinin karşısında şaşkınlığını gizleyememiş.

IŞİD’li yaşlı adamın yanında bir gün ve bir gece kalmış. Keyfi biraz yerine gelmiş ve geçmiş günlerde yaşadığı endişe ve korkuyu atlatmış. Yaşlı adamın davranışları umutlarını arttırmıştı. 

Leyla, adamın Ebu Şucai’yi tanıyor musun? sorusuna tanımadığı cevabını veriyor. Ancak diğer gün Ebu Şucai’nin onlarca Ezidi kadını kurtaran bir Ezidi olduğunu anlıyor. 

Leyla, “Adam diğer gün telefonu bana vererek Ebu Şucai ile konuşmamı istedi. Telefonu alınca karşıdaki bana, ‘Kardeşim ben Ezidi’yim ve seni kurtaracağım’ dediğini” anlatıyor.

Leyla, “Yaşlı IŞİD’linin eşi ile bir dükkana giderek çarşaf aldık. Döndükten sonra Ezidi Ebu Şucai ile bir daha konuştuk. Bana, ‘elinde beyaz bir poşetle söyleyeceğimiz yerde bekle’ dedi. Ebu Şuca ile IŞİD’li yaşlı adam benim için 28 bin 500 dolara anlaştı. Bir otobüsle Rakka’ya giderek bir apartmanın dördüncü katına yerleştik. Evde 50 yaşlarında psikolojisi iyi olmayan Ezidi bir kadın vardı” diye kurtuluş hikayesini aktarıyor.

Leyla, bin bir bela ve sıkıntı ile IŞİD’in kontrol noktalarından geçerek toprağına dönmüş. Ama hangi toprak? Halen nasıl başını onurluca kaldıracağını bilmeyen bir toprak.
 
IŞİD’linin Facebook’undan: “Selam anne”

Leyla’nın özgürlüğüne kavuşmasının ardından aylar geçmiş ancak Leyla halen özgürlüğün tadına varamamış. Çocukları halen savaş cephesinde olan bir annenin yüreği nasıl sakin olabilir ve mutlu olabilir. Devamlı bir şekilde sosyal medyadan göz gezdirerek çocuklarını aramış. Bir akşam IŞİD’li birinin Facebook’u üzerinden Messenger’dan “Selam anne” diye bir mesaj alıyor. “Bu nedir? Daha ikinci yanıtı vermeden içine bir ferahlık geliyor Leyla’nın.
Oğlu Adnan: Anne ben Adnan. Bu bir adamın Facebook sayfasıdır. Her gece seni arayacağım. Anne ben savaşçıyım ve yaralıyım. Dönmek içibn bir yol buldum. Ama sen benim geçmem için temkinli bir adam bulabilir misin? 

Leyla: Sizden uzak kör oldum. Ey canım ve ruhum. Kardeşin Atman’dan haberin var mı?

Adnan: İki kez gördüm. Onu da savaşçı yapmışlar. Bulmaya çalışacağım.

Leyla: Bulmaya çalış. Ben de amcanla konuşarak seni kurtarmak için bir yol bulmaya çalışacağız. 

Adnan’ı kurtarmak için Ezidi Kürt Abdulla Şirim ile konuşarak bir yol buluyorlar.

Oğlu Adnan’ın döndüğü gün Leyla’nın en mutlu günü oluyor. Adnan zılgıtlar ve büyük bir kalabalık tarafından karşılanıyor. Kafasından şekerler serpilerek annesi ile kucaklaşıyor. Sonraki aylarda Atman ve Heyat da kurtarılıyor. Leyla’nın yanmış yanaklarından iki damla gözyaşı dökülüyor. Eşi Xeyro ile 17 yıl önce yaptıkları evliliklerini unutma gözyaşlarıydı. Leyla ile Xeyro evlenmeden önce köylerinde bir kaç yıl sevgili olarak yaşamışlardı. Leyla, “Xeyro’nun bana Leyla benim bir çok hayalim ve gerçekleştirmek için sevgi ve huzura ihtiyacım var. O hayalleri gerçekleştirmek için yaşamalı ve para biriktirmeliyiz” dediğini hatırlıyorum. Ancak IŞİD hayallerini yıkmış. Eşinden şu anda haber alamıyor. Hayatta olup olmadığını bilmiyor.

Leyla, “Xeyro’nun öldürülmediğini umut ediyorum. Adnan ve çocuklarımın geldiği gibi her zaman bir gün onunda geleceğini söylüyorum. Her ne kadar vicdan sahibi bir IŞİD mensubu yoksa da belki vicdanlı bir IŞİD’linin eline geçtiğini söylüyorum” diye eşinin geri döneceğine dair umudunu anlatıyor.

Adnan döndüğünde kolunda derin bir yara varmış. Duhok’taki bir hastanede tedavi edildikten sonra diğer gün başından geçenleri annesine anlatıyor. Adnan annesine, ilk önce Kuran ve şeriat eğitimine ve daha sonra da askeri eğitime götürüldüğünü anlatmış.

Çatışmaların birisinde, Adnan’ı silahla halkı öldürmeye zorluyorlar. Götürüldüğü savaş cephesinde bomba yüklü otomobilin patlaması nedeniyle sersemlemiş. Daha sonra tekrar savaş cephesine götürülüyor. IŞİD’in yenilgiye uğradığı bir çatışmada Adnan yaralanıyor. Adnan çatışma sonlanana kadar saklanarak kurtuluyor.

Abdullah Şirim’in eliyle kurtarılana kadar IŞİD’in elinde kalan Adnan bir sonraki çatışmada da ağır yaralanan Ezidi bir arkadaşını sırtlamak zorunda kaldığını anlatmış annesine.(Kaynak: Rûdaw)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.