ARAMAK VE SAKLANMAK!

Aramanın Dayanılmaz Hafifliği

Benim çocukluğumda saklambaç oyununda ebe olmak hiç iyi ve makbul bir durum sayılmazdı. Çocuklar için hâlâ öyle midir bilmiyorum ama şunu söylemeliyim ki bu yaşımda ‘saklanmanın’ değil, ‘aramanın’ önemli olduğunu farkettim.

Aramak eylemi aktiftir, saklanmak ise pasif. Saklanmak kolaydır. Nereye, nasıl saklandığının önemi yoktur; neden saklandığının da. Bir taşın arkası, bir kapının içi, bir makamın gölgesi, paranın kudreti, alıştığın düzenin koruyuculuğu! Bir siyasinin yandaşlığı, ya da bir liderin arkası. Bunlardan birinin arkasına saklanır, hayatını tüketirsin.

Herhangi bir şey yapman, yeniden arayışlara girmen gerekmez. Birinin arkasına saklanır bir yere gelebilirsin. Sonra bakarsın ki iyi bir makama gelmişsindir, onun arkasına saklanırsın; tek derdin onu korumaktır. Paran vardır, kendine daha çok güvenirsin; arkasına saklanır, yaşar gidersin.
Bir düzene sığınırsın. ‘Düzen’, sistemleri ve statükoların kalesidir, içine saklanır. Arada bir dışarı çıktıkları da olur ama dönüp dolaşıp kurulu düzenlerinin huzuru içine çekilirler buna alışanlar.

Saklanmak bu yüzden pasiftir. Bir şey yapman gerekmez, daha önce yapılmış ya da yaptığın bir şeyin arkasına siner, beklersin. Ama unutma, Azrail en sıkı ‘ebe’dir, nereye saklanırsan saklan, gelir bulur. Bestami’nin “Aramakla bulunmaz ama bulanlar sadece arayanlardır” sözünü seviyor olmamın nedeni tam olarak da budur.

Yetişkin saklambacının iki alanı vardır: İş ve aşk! Çoğu zaman işte başarılı olmak çok zor değildir. Vasatların çoğunlukta olduğu yerde fark yaratmak kolaydır çünkü. Onun için bana sorarsanız; saklambaç oynamanın en iyi alanı aşk ilişkisidir, bunu da herkes başaramaz lakin..

Büyük İnsanlık ve Büyük İnsanlar

İnsanlık çok büyük aşklara tanıklık etmiştir, ama hiçbiri Kerem Aslı olamamıştır. Çok başkaldıranlar olmuştur ama hiçbiri Spartaküs ya da Deniz Gezmiş olamamıştır. Çok büyük söz söyleyen olmuştur ama kimse Hayyam, Nazım ya da Mevlana gibi olamamıştır. Bunların söyledikleri de yaşamları da destansıdır. Hatta bazılarının yaşadıkları, zülüm karşısındaki duruşları söylediklerinden daha görkemli ve destansıdır. 

Şiirde Nazım Hikmet, Ahmet arif, Mayakovski; romanda Yaşar Kemal, Dostoyevski, Tolstoy, Balzak; sinemada Yılmaz Güney, Kosta Gavras insanca yaşamın yolgösterici imgesi olmuşlardır. Bunlar yazarak, oynayarak ölümün elinden çok şey kurtaran adamlardır. Yaşamları kadar yazdıkları, filmleri de okumaya, seyretmeye değer insanlardır. Hem kendi yaşamlarının anlamı saklı bu metinlerde hem de okuyanın yaşamına anlam katmaktalar bu yaratılar.

Bu kişiler kuyruklu birer yıldız gibi geçip giderken bu darı dünyadan arkalarında iz bırakan insanlardır. Öyle izler ki yıllarca koybolmayacak,kendinden sonrakilere yol gösterecek izler. Bu anlamda anıları gelecek yaşamlara ışık tutmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close