AKP’li Başkan Rojava politikalarını değerlendirdi: Neticede ben de Kürdüm

HABER MERKEZİ

AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Süleyman Serdar Budak, HDP’li belediyelerin “halka hizmet etmediğini”, bunun yerine göreve gelir gelmez “terörle” uğraştığını ve bu yüzden kayyum atandığını savundu.

Budak, belediyeler bünyesinde Kürtçe kurs açılması konusunda ise, “İhtiyaç varsa, halkımızın öyle bir talebi varsa gelsinler biz öncülük edelim” dedi.

Türkiye’nin Rojava’da “demografik yapıyı değiştirme” gibi bir planının olmadığını belirten Budak, “PKK dışında diğer partiler orada otonomi oluştrumak isterse aynı reaksiyonu gösterir misiniz?” sorusuna ise, “Meşru zeminde konuşulur görüşülür ama terör örgütlerinin varsa bu tür istekleri kessinlikle kabul edilemez” sözleriyle yanıt verdi.

Rûdaw TV’de sabah yayınlanan “Nûrojî Dostan” programının “Taşteya Dostan” (Dostlarla Kahvaltı) bölümünde Rûdaw Diyarbakır Temsilcisi Maşallah Dekak’ın konuğu olan AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Süleyman Serdar Budak, gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

Maşallah Dekak ile Süleyman Serdar Budak arasındaki söyleşi şöyle:

31 Mart yerel seçimlerinin ardından herkes Türkiye’de normalleşme yaşanacağını, problemlerin çözülmesi için yeni bir demokratik sürecin başlayacağını tahmin ediyodu. Fakat sonrasında belediyelere yeniden kayyum atandı. AK Parti 2007 sürecine geri dönemedi, neden?

31 Mart yerel seçimleri bölge için de AK Parti için de çok önemliydi. biz AK Parti olarak bunu çok önemsiyorduk. Biliyorsunuz öncesinde iki yıllık bir kayyum süreci yaşanmış ve halkımız bir hizmetle tanışmıştı. Bir tahmin ediyorduk ki seçimlerden sonra, kim seçilirse seçilsin, tekrar bu alışılmış olan hizmetler devam edecek. Belediye hizmetlerine devam edecek ve vatandaşlarımız hizmetten mahrum kalmayacak. Bu AK Parti olsa zaten AK Parti bir hizmet partisidir, HDP de olsa artık eskisi gibi yapmayacak. Çünkü vatandaşlarımız hizmetle tanıştı, geniş yollarla, kaldırımlarla, altyapıyla, üstyapıyla, hakikaten insanca yaşamaya bir şekilde alıştı. Bu hizmetler devam eder diye tahmin ediyorduk. Malum HDP’li belediyeler tekrar iş başına geldi, geldikten hemen sonra baktık ki aynı tas aynı hamam. Hiç bir şey değişmemiş, hizmete dair hiç bir şey yok. Hatta malesef Diyarbakır tarihinde yaşamadığı kadar bir sinek ve böcek popülasyonuyla birlikte yaşadı. Neden ilaçlama yapmıyorsunuz, vatandaşa hizmet götürmüyorsunuz? Diye soruyoruz, çıt yok.

Fakat seçimler oldu, halk oy verdi, sandıktan HDP çıktı. Sandıkla gelenin sandıkla gitmesi gerekmiyor muydu? Neden kayyumlarda ısrar edildi?

Ben zaten bunu onu anlatmaya çalışıyorum. Diyarbakır belediyelerinin hiç bir işi yokmuş gibi cami alanlarını park alanlarına dönüştürdüler. Diyarbakır gibi sahabenin fethetmiş olduğu topraklarda ki o komutanlardan en önemlisi de İlyas bin Ganem’dir, belediye tarafından ismi bir caddeye verilmiş, sanki belediyenin yapacağı başka hiç bir iş yokmuş gibi o kutlu sahabenin ismi yere atılıyor ve bir terörist ismi cadedeye veriliyor. Vatandaşımızın hizmete ihtiyacı varken halen terör düşünülüyor. Memlekette bütün işler bitmiş gibi teröristlerin cenazesinde saygı duruşunda duruluyor. Halkımız oy verdi, sizi iş başına getirdi ama kedni işinizi yapın. Yani bir belediye başkanı seçimle seçilmiş diye suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Suç işleyen seçilmiş biri de olsa devlet gereğini yapar.

Kimin suçlu olup kimin olmadığına mahkemenin karar vermesi gerekmiyor mu? AK Parti veya bakanlık neden böyle bir karar veriyor? Sizce bu hukuka ve demokrasiye aykırı değil mi?

Yapılan bütün işlemler hukuğa uyun şekilde yapılıyor. Devlet tarafından yapılan işlemler gayrı hukuki değildir. Evet mahkeme kişinin cezasını verir ama belediye başkanı bulunduğu makamı suç işleme makamı haline dönüştürürse devlet olana seyirci kalmaz, gereğini yapar ki yapıyor. Yapılan işlemler hukuka aykırı değil. Hem Adalat ve hem de İçişleri bakanlıklarımızın gözetiminde yapılıyor.

Bu uygulamalar nedeniyle oylarınızın düşmesinden endişe duymuyor musunuz?

Yani bunun siyasi karşılığı ne olur diyorsunuz? Onu zaman gösterecek.

AK Parti’nin 2005-2007 sürecine dönmesi gibi bir ihtimal yok mu? Dönemin başbakanı ve şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu benim sorunumudur” dedi ve hatta özür diledi.

Halen de onu söylüyor. Kürt sorunu varsa o sorun benim sorunumdur diyor. Öyle bir cumhurbaşkanımız, genel başkanımız var ki aynen o süreçlerde, hatta çözüm sürecinde şunu söyledi; yeter ki bu sorun çözülsün varsın ben baldıran zehiri içeyim. Yani hayatıma dahi mal olsa ben bu problemin çözümü için varım. Hakikaten bütün problemler siyasal zeminde, meclis zemininde çözülmeli. Biz kurulduğumuz ilk gündem beri hem yasaklarla hem yolsozluklarla hem de yoksullukla mücadele eden bir partiyiz. Hiç bir problemin şiddetle, silahla çözülemeyeceği kanaatindeyiz ve bunun gereğini de her geçen gün daha iyi yapıyoruz. Sizin söylemek istediğiniz şey teröristlerle bir araya gelmekse böyle birşey yapılmayacak.

PKK ile hiçbir zaman oturulmayacak. Ancak Kürtçe anadilde eğitimin PKK ile bir alakası yok. Devlet bu konuda demokratik adımlar atamaz mı? Neden Kürt çocukları gidip de okullarda Kürtçe eğitim görmesin? Mesela eskiden Osmanlılar döneminde de medreselerde on iki ilim okutulurdu, Kürtçe okunurdu, Ahmedi Xani’nin Melaye Ciziri’nin, Feqiye Teyran’ın  kitapları okunurdu.

Türkiye’de bahsettiğiniz şeylerin hiç birinin önünde engel yok. Biliyorsunuz, Dicle Üniversitesi’nde de hem Kürtçe eğitim yapılıyor, sadece eğitim de değil, lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim yapılıyor. Yani Kürtçe’nin önünde şu anda Türkiye’de hiçbir engel yok. PKK’nın da isteği Kürtçe ile ilgili bir şey değil. Ben bir Müslüman olarak buna inanıyorum, “Dilleriniz ve renkleriniz Allah’ın ayetlerindendir.” Bu bir ayeti kelime. Yani Cenabı Allah demek istiyor ki bu bir realitedir, Kürtçe ve yer yüzündeki diğer bütün diller bir realitedir ve hepsi kutsaldır. Bu konuda AK Parti kessinlikle bir sorun oluşturmaz ve varsa bir sorun çözümü için elinden geleni yapar. Ama siyasal zeminde, dediğim gibi hiç kimsenin seçilmiş bir belediye başkanı da olsa, milletvekili de olsa, cumhurbaşkanı da olsa suç işleme özgürlüğü yok.

O zaman neden belediye ve kamu hizmetlerinde Kürtçe teşvik edilmiyor? Mesela belediyeler bünyesinde “Zarokistan” adında kreşler vardı. Büyükşehir belediyesi değil ama Kayapınar, Peyas belediyelerine atanan kayyumlar Kürtçe eğitim veren bu tür çocuk kreşlerini kapattı. Bir problem yoksa neden Kürtçe teşvik edilmiyor?

Hiç bir problem yok ve bu bahsettiğiniz şeyler de bırakın belediyeler nezdinde hükümet nezdinde teşvik ediliyor. Bugün Türkiye’de 24 saat Kürtçe yayın yapan bir devlet televizyonu var. Sizin gibi özel televizyonlar da hariç. Onlarca özel televizyonumuz, özel kurs yerlerimiz var. Belediye nezdinde de kurslar açılabilir mi? tabi ki çok rahatlıkla açılır.

Siz açacak mısınız?

Bu konuda bizim hiç bir çekincemiz yok. İhtiyaç dahilinde açılabilir.

Şu örneği vermek istiyorum, CHP adayı Ekram İmamoğlu İstanbul’da kazandı, Kürtçe kurslar açacağım dedi. Biliyoruz AK Parti bir dönem Kürtçe önündeki engelleri kaldırdı. AK Parti neden bu konuda Ekrem İmamoğlu’dan daha cesur davranmıyor?

Bizim öyle bir endişemiz yok zaten.

Ama pratik de gerek miyor mu?

Kürtçenin okutulması, öğrenilmesi ve öğretilmesi ile ilgili hem okullarda ve hem de medreselerde bahsettiğiniz gibi bir ilim olarak, dil olarak ve o dilin her yönüyle kullanılıp geliştirilebileceği şekilde kurs açmak isteyen açar. Belediye de açar. Bu konuda hiç bir engel yok. Halk eğitim merkezleri dahil. Zaten hükümetimiz bunu teşvik ediyor, belediyelerin engellemesine imkan yok.

Ama kayyumlar iş başına geldiklerinde kapattılar. Kürtçe kursları geliştiremediler. Belki onlar toplumsal rahatsızlık boyutunu görmeyebilirler ama siz neden bu konuda kendilerine yardımcı olmadınız?

Bizim kessinlikle bir endişemiz yok, açılabilir. İhtiyaç varsa, halkımızın öyle bir talebi varsa gelsinler biz öncülük yapalım.

Fırat’ın doğusunda gerçekleştirilen operasyon hakkında görüşünüz nedir?

Evet Barış Pınar’ı Harekatından sözediyorsunuz. Barış Pınarı Harekatı çok şükür başarıyla sonuçlandı, sonuçlanıyor. Biz devlet olarak Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde bir terör koridoru oluşsun istemeyiz. Biliyorsunuz 911 kilometre bir sınır hattımız var, Fırat’ın soğusunda kalan kısım da yaklaşık 410 kilometre. Defalarca müttefiklerimizle görüştük, burada bir terör koridoruna izin vermeyiz dedik.

PKK yerine başka partiler orada bir otonomi oluşturmak isterse siz yine aynı reaksiyonu mu gösterir misiniz?

Terörist faaliyetlere kessinlikle müsaade edilmez.

PKK’nin dışında diyorum?

Meşru zeminde konuşulur görüşülür ama terör örgütlerinin varsa bu tür istekleri kessinlikle kabul edilemez.

Hangi adımlar atılırsa kabul edilir?

Biz şunu savunuyoruz; Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalı.

Peki otonomi de buna dahil midir?

Orada kessinlikle bir terör koridoru oluşmamalı. Onun dışında oranın anayasasına uygun olacak herşey bizim için de sıkıntı oluşturmayacaktır. Ama bir terör faaliyetine müsaade edilmez. DEAŞ gelsin orada bir hükümet kursun böyle birşey düşünülemez.

Peki Beşar Esed yarın “ben Kürtler için federasyonu kabul ediyorum” derse buna saygı duyar mısınız?

Varsayımlar üzerinde konuşmak doğru olmaz ama dediğim gibi terör unsurları olmayan ve Suriye’nin sınırlarını güvenceye alan her türlü şeye biz de açığız. Devlet olarak Suriye komşumuz olan bir ülke ve oradaki halkların rahat bir şekilde yaşaması bizim için de önemli. Zaten bu operasyonun sebeplerinden biri de şu, oranın terör unsurlarından temizlenmesi ve Türkiye’de bulunan yaklaşık 4 milyon Suriyeli vatandaşın rahatlıkla memleketlerine dönebilmeleri.

Bu önemli bir husus. Demografinin değiştirilmek istendiği iddia ediliyor. Sere Kani, Kobani ve Gire Spi’den gelen Kürtler kendi yerlerine, Araplar da kendi yerlerine mi dönecek yoksa Kürtlerin yaşadığı bölgeye Araplar mı yerleştirilecek? Böyle bir korku var.

Böyle birşey Türk devletinin işi değil. Herkes eski yerine, istediği yere gider. Demografik yapıyı değiştirmek Türkiye’nin işi değil. Böyle bir düşüncesi asla olamaz. Biliyorsunuz Kobani’den de Türkiye’ye birçok mülteci geldi. Neticede ben de bir Kürt’üm ve Kürtlerle Türkler birbirine kardeştir. Yıllardır Türkiye devleti onlara kucak açmış, milleti ile birlikte barındırıyor, besliyor, her türlü ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu Araptır, bu Kürttür, bu Ezididir, böyle birşey yok. Devletimiz oradan gelen bütün ihtiyaç sahiplerine kucak açmıştır. (Kaynak: Rûdaw)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close